"Geleceğin Okul Modelleri" - Dr.Bülent Akdağ

2008-07-28 23:23:00
PDFYazdırE-posta

İlk uygarlıklarda çocuğun sosyalleşmesi ve toplulukla özdeşleşmesine yönelik kurulan eğitim ve ‘basit’ okul anlayışlarıyla başlayan “okul modelleri” süreci Antik Yunan’da daha sistemli olarak kendini hissettirmiş ve özellikle Aydınlanma dönemi sonrasında bugünkü genel karakterini yapısallaştırmış görünmektedir. 18. yüzyıldan sonra ulusallaşma, insan hakları, yurttaşlık bilinci, hukuk devleti gibi kavramsal ve pratiksel dönüşümlerle başlayan, okul sistemlerinin toplumsal anlamda yeniden yapısallaşması ve çeşitlenmesi süreci, bir yandan yeni eğitim ilke ve değerlerini ortaya çıkarırken diğer yandan sürekli arayışlarla tartışma gündemini korumuştur.
Okul, yaşayan bir organizmadır. Spring (1997: 108)’in haklı olarak belirttiği gibi, “bir toplumu örgütlemenin kilit elemanlarından biri, eğitim ve çocuk yetiştirme sistemidir. Toplumun gelecekteki üyelerini şekillendiren bu sistemdir.” Dolayısıyla her toplumda çocuk yetiştirme düzenleri, ekolleri ve okullar önemli olmuştur. İnsanın bir toplum olarak varlığını sürdürme refleksi, çocuklardan ve gençlerden beklentileri gitgide artırmış; bu da, okul sistemlerini sürekli güncel kılmıştır. Eğitim politikalarından en çok etkilenen alanlar dünyanın her yerinde okullar olmaktadır.
“Geleceğin okulları nasıl olmalı ?” sorusu, gündemden hiç düşmeyecek önemli bir tartışma konusudur. Bilgi, bilim, teknoloji ve kültürel değişim okul yapılarını değişime zorlamaktadır. Okulları nasıl oluşturalım ki çağın gerisinde kalmasın ve insanlar için varolmalarının anlamı yitirilmesin ?
“Gelecekteki okul”a ilişkin pekçok farklı yaklaşım ileri sürülmüştür. Bu görüşleri kısaca gözden geçirmek yerinde olacaktır.
Tezcan’a göre (1998: 824), katı disiplinli okul mantığını terketmek, disiplinden giysiye kadar baskıcı, tek tip, tekdüze eğitim anlayışı yerine öğrenci, öğretmen, veli ve eğitimden beklentisi olan diğer bireyleri hesaba katan, renkli, çoğulcu, katılımcı ve açık okul sistemleri geliştirmek zorundayız. Geleceğin okullarının bir özelliği de, iş alanı ile yakın ilişkiler içinde olan okul modelidir.
İş alanı ile yakın ilişkili okul modellerinden birisi Blonski tarafından 20. yüzyılın başlarında ileri sürülmüştür. Blonski, geleneksel kapitalist okul modelini reddeder. Eski okulu, öncelikle yaşama yabancılığı, formalizmi ve bürokratik öğretim yöntemleri nedeniyle eleştirir. Bunların karşısına da yaşama bağlılığı, yaratıcı iş eğitimini, bilimsel öğretim ve eğitim yöntemlerini, öğrencilerin iradelerini kullanabilecekleri süreçleri içeren yeni bir model olarak İş Okulu modelini önerir (Blonski, 1990).
Cafoğlu’na göre, okullar sürekli eğitim merkezleri olarak toplumun bütün kesimlerine hitap edecek bir yapıya kavuşturulmalıdır. Enformasyon toplumunun özelliği olan hızlı değişim, bireylerdeki bilginin çok daha kısa sürede eskimesine yol açacağı için artık toplumun üyelerinin yeni bilgi gereksinimlerinin karşılandığı merkezler olarak okulların buna uygun olarak yapılanması ve günün her saatinde kullanıma açık olması gerekmektedir (Cafoğlu, 1998: 839-840).
Bilgi çağının okulları Erdoğan (1998: 870-876)’a göre şu temel özelliklere sahip olacaktır:
- Tarım-sanayi okulundan bilgi okuluna,
- Herkese hitap eden okullar,
- Bireysel öğrenme alışkanlığının geliştirildiği okullar,
- Eleştirel düşünen bireylerin yetiştirildiği okullar,
- Teknoloji ve bilgisayar alışkanlığının kazandırıldığı okullar,
- Eğitim ile medya ilişkisinin kurulduğu okullar,
- Küreselleşme eğitiminin verildiği okullar.
Hesapçıoğlu, okulun daima ikili bir görevi olduğunu belirtir: o bir yandan olduğu gibi olan/mevcut olan topluma hazırlamalıdır ve diğer yandan da gelecek kuşağa dünyayı yeniden yapılandırma/dünyanın şeklini değiştirme imkanını da vermelidir. Hiç kimse okulu bu iki görev arasındaki bu gerginlikten kurtaramaz ve işte bu antinomi (çözümsüz çelişki)den onun başarı fırsatı/şansı doğar. “Officina honimum” olarak okul bir öğrenim yeri, bir yaşam yeri, bir deneyim yeri’dir. Okulda sadece öğrenim gerçekleşmemekte, orada mümkün olduğunca çok deneyim gerçekleşmelidir. Öğrenciler ve öğretmenler okulda geçirdikleri zamanı anlam dolu yaşanmış olarak geçirmelidirler. Bir pedagojik topluluk olan okulda yaşam, öğrenme ve çalışma bir bütün oluştururlar. Okul sadece çalışma için mevcut değildir. O kendisine verilen diğer amaçlar dışında primer olarak yetişen gencin/çocuğun bağımsızlığına ve ergin olmasında hizmet eder. Burada insanın kendi kendisine serbest bırakılması – gerçekten toplumsal ihtiyaçtan bağımsız olarak – söz konusudur. Okul köken olarak Atina’nın arenasının kenarında üzerlerinde dinlenilen, derin derin düşünülen ve teemmüle erilen banklarda olduğu gibi bir s’chola (okul) boş zaman ve tembellik değil, aksine içsel/tinsel aktivitedir. Böyle bir okulun antropolojik insan figürü homo educandus (=eğitilmek zorunda olan insan) (I.Kant), homo educabilis (=eğitilebilen insan) (J.F.Herbart) ve homo educatus (=daima eğitilmiş/eğitilen insan) (P.Petersen)’dur. Böyle bir okul demokratik cumhuriyetin okuludur. (Hesapçıoğlu, 2001: 399-405).
Eğitim ve okul modelleri konusunda bir başka model Spring (1997) tarafından bireysel özerklik modeli olarak önerilmektedir. Spring’e göre genel anlamda iki eğitim modeli sözkonusudur.
1. Düzen, plan ve yüksek verimlilik aracılığıyla toplumsal ilerleme arayan teknolojik ve rasyonel model.
2. Düzen ve verimlilik değil, bireysel özerkliğin artmasını öngören model. Bu model, modern toplumsal kurumların gücünün büyük ölçüde halkın, bu kurumların otoritesini ve meşruiyetini kabul etme gönüllülüğüne dayandığı inancına bağlıdır.
Drucker ise okulun geleceği konusunda şunları ileri sürmektedir: Geleceğin bilgi toplumunun bireyi eğitimin önceliğine kesinlikle adanmış olmalıdır. Bilgi toplumunda okur-yazarlık rakamlara hakimiyet gerektirmektedir. Fizik ve teknoloji  konularında temel bir anlayış gerektirmektedir. Bilgi toplumunda özellikle gelişen yeni teknolojilerle birlikte yaşam hız kazanmıştır. Öğrenilenler çok çabuk eskimekte ve eğitimli kişiler de zaman içersinde bilgi birikimlerini yetersiz görmektedir. Okullar ve üniversiteler her yaşta eğitim talep eden kişilere her türlü fiziksel olanaklardan ve eğitim programlarından yararlandırabilecek düzenlemelere gitmelidirler.
Drucker, okulun klasik formasyonunun değişeceğini öngörmektedir. Buna göre; öğretim artık okulların yaptığı bir şey olmaktan çıkacaktır. Giderek, okullar, tekel olmaktan çok, ortak olduğu bir bileşik girişim durumuna gelecektir. Öğrenmenin tam olarak gerçekleşmesi ve bireyin yaratıcı düşünce normlarını kazanması için, öğrendiklerini ya da henüz oluşum halindeki fikirlerinin geçerliliğini özgür ortamlarda deneme ve sonuçlarını görme gereksinimi vardır. Ayrıca ilgilendiği konularda okul ortamı dışında uzman kişilerin rehberlik ve deneyimlerinden yararlanmaya da gereksinimi vardır. Okul bireyin gereksinim duyacağı tüm diğer kurumlarla iletişim içinde olmalı ve ortak hareket etmelidir. Okulun bir  eğitim  kurumu  olarak dikkat etmesi gereken bir başka konu ise eğitim alanında faaliyet göstermek isteyen diğer kurumlarla rekabete hazır ve performansın sürekli üst düzeyde olduğu yapılanmalara gitmesi gerektiğidir (Drucker, 1993: 278).
Bir başka bakış açısına göre ise, yeni teknoloji ve devasa ekonomik güçler, varoluşundan beri insanlığın ortak malı yapılmak için üzerinde reformlar uygulanan geleneksel okul sistemini yıkmaya hazırlanıyor. Teknolojik  ve  ekonomik güçler dünyaya daha iyi bir eğitim, evrensel ve  çok kültürlü sınıflar vaat ediyor (Prakash ve Esteva, 1998: 125). Bilgi artık her yerdedir. Onu sınırları belli kurumlara hapsetmek mümkün değildir. Bu nedenle okulların artık bilgi aktaran kurumlar olmaktan çıkarılıp bilgi üretebilen ve bireylere anlama, analiz etme ve problem çözme gibi becerileri kazandırır hale getirilmesi  gerekmektedir. Örgütsel öğrenme kuramına göre, örgütler de tıpkı canlı organizmalar gibi öğrenirler ve öğrenmenin temelinde bilginin bir şekilde algılanması şarttır (Şimşek, 1997: 89).
Ayrıca Çağlar, 21.yüzyılın okulunun, öğrenciye kendi gereksinim duyduğu bilgileri oluşturma ve bilgi iletişim araçlarını kullanma becerileri kazandırmayı hedeflemek durumunda olduğunu belirterek, geleceğin okulunda örgütsel dönüşümün sektörel dönüşümle nitel bir düzeye ulaşacağını iddia etmektedir (Çağlar, 2001: 84-87).
Diğer taraftan, otonom bir okul, pedagojik görevinin gerçekleştirilmesinde şimdiye kadar olduğundan daha fazla oranda karar ve oluşturma yetkisiyle donanmış okuldur. Otonom okul yerel (öğrenci, veli) kanallarına zamanında reaksiyonda bulunan, esnek bir yapıya sahiptir. Aynı şekilde kendi iç düzenlemelerini de (branşların düzenlenmesi, sınıf büyüklükleri gibi) esnek biçimde yapabilmelidir. Böyle bir okul dış dünyanın değişen koşullarına karşı bir “öğrenen örgüt”tür (Hesapçıoğlu, 1998: 818-819).
Okulun geleceğine ilişkin ütopyalar konusunda bazı modelleri de şu şekilde belirtmek mümkündür:
1. Gelecekte, geleneksel yapıda bir okul, üniversite olmayacaktır. Geleceğin öğrencileri bilgi ve beceriyi internet benzeri çoklu-çağrışım (multi-medya) araçlarıyla evlerinde öğreneceklerdir. Okullar daha çok görsel izlencelerin çoğaltıldığı, saklandığı, dağıtıldığı yerler olacaktır.
2. Gelecek “okul” olmayacaktır. Okullar ortadan kalkacaktır. İnsanın eğitimi yeniden sorgulanmalıdır (J.Illıch).
3. “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” görüşü eğitim alanına tamamen hakim olacaktır. Eğitim alanındaki ölçü ve standartlar piyasa tarafından oluşturulacaktır.
4. Gelecekte eğitim ulusal bir sorun olmaktan çıkacaktır. Toplumdaki ve ekonomideki globalleşmeye paralel olarak eğitim alanında da globalleşme yaşanacaktır. Eğitimin amaçları ve içerikleri çok çeşitlenecek, öğretime disiplinlerarası ve modüler bir anlayış hakim olacaktır.
5. Geleceğin okulu içinde her türlü kaynağın bulunduğu bir “kütüphane”ye dönüşecektir. Bütün eğitim kurumları “açık öğretim kurumları”na dönüşecektir. Uzaktan eğitim esas olacaktır. Derecelerin verilmesinde “yeterliliğe dayalı eğitim”, “tam öğrenme”, “bütün gün açık kütüphane”, “açık deneylik” kavramları geçerli olacaktır. Sınıf kavramı ortadan kalkacaktır. Öğretmenin görevi sorunları çözmek ve gerektiğinde yardımcı olmak ile sınırlı olacaktır.
6. Gelecekte yepyeni araçların, gereçlerin, eğitim teknolojisinin, eğitim psikolojisinin bulgularının işe koşulmasıyla eğitim bir tür “şarj etme” olayına dönüşecektir. Belli alanlarda bilgileri elde etmek isteyen insanlar bazı “tıpsal eğitim merkezleri”ne gelecekler, orada kısa bir dinlence sırasında beyinlerine istenen bilgiler “şarj” edilecektir (Hesapçıoğlu, 1996: 27-28).
Görüldüğü gibi okula ilişkin birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu görüşlerin ortak noktası insanı anlama ve insanın değerini belli bir biçimde görme ediminden kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye’de de gelecekteki okul kavramı tartışılması gereken bir olgu durumundadır. Eğitimcilerin mesleki ve kişisel deneyimlerini okul politikaları ve örgütsel gelişme – yenileşme süreçlerine katabilecekleri bir örgütsel yapılanmanın kurulması, MEB’nın özerkleştirilmesi, Sivil Toplum Kuruluşları ve Eğitim Sendikalarının eğitim politikalarını belirlemede söz sahibi olması okulun geleceğini kurmada önemli adımlar olacaktır. Bu adımlar, eğitim örgütlerinin yapılanmasında temel olacak eğitim felsefesini, toplumsal-kültürel çözümlemeye dayalı geniş bir açıdan düşünebilmek ve eğitim-okul politikalarının alt yapısını oluşturabilmek için, bilginin ‘tekel’ olmaktan çıkıp sürekli eğitime ve üretime dönüşebileceği insan yetiştirme düzeninin kurulmasında demokratik bir açılım sağlayabilir.

Kaynakça
Blonsky, P. Petroviç. (1990). İş Okulu. Çev.: Tahsin Yılmaz, İstanbul: Sorun Yayınları.
Cafoğlu, Zuhal. (1998). “Eğitimde Küresel Kimlik,” Yeni Türkiye Dergisi 21.Yüzyıl Özel Sayısı, 4: 19, ss.837-844.
Çağlar, Adil. (2001). “21.Yüzyılda Okulun Değişen Rolü ve Yeni Eğilimlere İlişkin İyimser Bazı Öngörüler,” 21.Yüzyılda Eğitim ve Türk Eğitim Sistemi. İstanbul: Sedar Yayınları, ss.81-94.
Drucker, F. Peter. (1993). Kapitalist Ötesi Toplum. Çeviren: Belkıs Çorakçı, İstanbul: İnkılap Yayınları.
Erdoğan, İrfan. (1998). “Bilgi Toplumu Olmanın Gerektirdiği Eğitim Paradigması,” Enformasyon-Bilgi Toplumu Dosyası, Bilgi ve Toplum Dergisi, Cilt:.1 Nisan.
Hesapçıoğlu, Muhsin. (1996). “Bilgi Toplumunda Eğitim ve Okulun Geleceğine İlişkin Düşünceler,” Yeni Türkiye Dergisi Eğitim Özel Sayısı, 2: 7, ss.21-28.
Hesapçıoğlu, Muhsin. (1998). “Modernizmden Postmodernizme Eğitim Anlayışları ve Okulun Geleceği,” Yeni Türkiye Dergisi 21.Yüzyıl Özel Sayısı, 4: 19, ss.813-820.
Hesapçıoğlu, Muhsin. (2001). “Okula İlişkin Uygunsuz Metaforlar,” 2000 Yılında Türk Milli Eğitim Örgütü ve Yönetimi Ulusal Sempozyumu. 11-13 Ocak, Eğitimde Yansımalar: VI, Ankara: Öğretmen Hüseyin Hüsnü Tekışık Eğitim Araştırma Geliştirme Vakfı, ss.399-405.
Prakash, M. S. ve G. Esteva. (1998). Escaping Education, Edit.: J. L. Kincheloe ve S. R. Steinberg.
Spring, Joel. (1997). Özgür Eğitim. Çeviren: Ayşen Ekmekçi, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Şimşek, Hasan. (1997). Paradigma Savaşları - Kaostaki Türkiye, İstanbul: Sistem Yayınları.
Tezcan, Mahmut. (1998). “Gelecekte Eğitim (21.Yüzyılın Okulları Üzerine),” Yeni Türkiye Dergisi 21.Yüzyıl Özel Sayısı, 4: 19, ss.821-828.

***

Referans: Akdağ, Bülent. “Geleceğin Okul Modelleri”, Felsefeci Dergisi, Sayı: 5, 2003.

403
0
0
Yorum Yaz